Sert Kahve | Edebiyat
Ben tanrının en etkisiz hamlesiyim. Bir rüyanın içine tepilmiş öbür teki olmayan çoraplar gibi sarkıp durur kalbim, yaşlı evlerde, dualı tespih taneleri ve toz yutarak Beni bilirsin, hiç var olmadım Sadece ruhum asıldı yeryüzü denen pencereye Kum kendi içine gömülürken, sustu, yalnız ve çıtırdayan bir yaprak Koş, dediler, koştum, yan, dediler, yandım, kan, dediler… bir…
Uzun yıllardır Orhan Karaoğlu’nun yanında çalışıyorum. Bana kattığı çok şey oldu. Nikâh şahidimdi hatta. Fakat Orhan Bey’in başına çok talihsiz bir olay geldi. Yaklaşık altı aydır oğlu Evren’den haber alınamıyordu. Her yerde arandı, tarandı hatta tüm dünya seferber oldu desem abartmış olmam fakat hiçbir sonuca ulaşılamadı. Orhan Bey günden güne gözümün önünde eriyordu. Vicdanı olan…
Kapının eşiğinde sessizce oturuyor, bahçeyi izliyordu. Evin önü üstü kapatılmış genişçe bir balkon olarak kullanılıyordu. Buradan evin içine direk girebiliyorduk. Güneş doğmamıştı ama etraf sisle beraber aydınlanmaya başlamıştı. Koridorun sonunda, eşikte onu görünce yaklaşıp “Neden burada oturuyorsun?” dedim. Bahçeden gözlerini ayırmadan “Domuzlar gelmiş, mısır koçanlarını yemişler” dedi. “ Yaban domuzları mı?” diye sordum. Omzunun üzerinden…
Kafamın güzel olması için maddenin bedenimi terketmesini beklemem gerekti Tertemiz gökyüzünün bulutla kaplanmasını beklemek uzun sürmeyecek Balkondaydım Zayıf ve tekinsizim Bir tekir edasıyla paraşütlenecek anı düşündüm durdum düşüşte Blues beni ayakta tutuyordu Babamın ayak nasırlarını düşündükçe ilk güncellememi keşfettim Siz, insanoğlu nasıl itiraf ediyor kendine, Oradayım Çıplak ve beklemede Tüm sezon forma giymemiş kaleci edasıyla…
vasiyet yazınca mı ölüyorduk yoksa ölünce mi miras oluyordu şeytanın dadandığı geceler? ankara’dan bir ıslık sabaha karşı şimdi bu sesten korkuyor muyduk? şöyle gönlümce yüz adım buradan sonra yüz adım buraya doğru tutup omzumuza çöken görüşü şaha mı kaldırıp, yere mi vurup ne olacaksa olup, türkçeyi bozup bakabilirim ankara’ya çaktırmadan yollar her zaman edebi değil…
Bir ara daha uzun sevişelim Kuşlar sevişsin Böcekler… Sonra robotlar sevişsin Devrim, right here, right now Dalgalar sonsuzdur Ölüm hemen kapı komşusu Dikenler sonsuz bir eflatunda büyütür kederini Biri çıkıp sokaklarda perende atabilir Işıklı kentlerin kuytu duvarlarına umudunu karalayabilir Devrim, hemen şimdi Bize yeni bir ad lazım, bize yeni bir… Ne bileyim Şimdi kalbimi devletin…
herhangi bir şairin zamanıyla yola çıkıp hiçbir yere varabilirim orada olurlar yine alışırım insan insanın erimesine bile alışıyor kimlerin yok olup gittiği tenhada herhangi bir şairin zamanıyla yola çıkıp hiçbir yere varabildim sayısız yerde inip durak olmadan bile yakalamaya çalışıp bitmeden donan cümleleri düşmeden duyup acısını iki çift acıdan teselli filizlendiremeden göz kapaklarımın ardında zayıf…
Yumruk yaptığı sağ elini sürekli sıkıp gevşetiyordu. Sokağın taşlarına bakarak ağır ağır yürüyordu. Ay tepedeydi. Astrolojiyle ilgilenseydi dolunayın kova burcunun başladığı geceye denk gelmiş olduğunu bilirdi. Ağzından çıkan duman soğukla sigara karışımıydı. Dilsiz binaların içlerinde barındırdığı hayatlardan bihaber önlerinden geçiyordu. Aslında aradığı şey taş betonların, sıvasız duvarların, kapalı kapıların ardındaydı. Herhangi bir daire kapısına gidip…
“…içerideki deliler dışarıdaki delilerin hapsettiği delilerdir…” Yine geldiler, tıraş kolonyam sende kalsın, kokla mavimi, beni hatırla Nergisim gidiyorum, kör bir odanın boşluğunda başka bir boyut aramaya, o boyut yok, yok işte İnsan nihayetinde üç boyuta hapsolmuş bir dizelik hayattır. Sabah geldiler, saat beş buçuk, üç memur bir Doblo, kelepçesiz ve delirmişken Babam, göğsündeki yarığı temizliyordu…