Koray Sarıdoğan
Korku edebiyatı Türkçede toplama nazaran bir avuç denilecek bir yazar grubunca üretiliyor. Buna rağmen son yılların en özgün ve üretken işlerinin hatırı sayılır bir kısmı da Türkiye korku edebiyatı taifesinden çıkıyor demek çok da mesnetsiz bir laf olmaz. Bu alanda uzun yıllardır eser üreten iki yazarın, Orkide Ünsür ve Zeynep Çolakoğlu’nun birlikte hazırladıkları, Karakarga Yayınları’ndan…
Covid-19 veya yaygın adıyla Koronavirüs salgını tüm dünyada ve tüm sektörlerde etkisini göstermeye, artan bir çizgide devam ediyor. Ekonomik koşulların en kırılgan olduğu sektörlerden yayıncılık sektörü de bundan payını alıyor elbet. Peki yayınevleri, Koronavirüs salgını koşullarından nasıl etkilendi? Yayın programları, beklentileri ne yönde değişti? Gerek yayıncılık, gerek Covid-19 salgını ile ilgili yakın vadeyle ilgili öngörüleri…
“Bir hayattan geriye ne kalır?” Kitabın arka kapak yazısının ilk cümlesindeki bu soru, kitaba başlarken gösterdiği etkiyi kitap bittiğinde daha da derinleştiriyor. Mezardakilerin geçmişleriyle ilgili neler düşünebileceği varsayımına dayanan Robert Seethaler’in son kitabı Toprak, ölümün gizeminden çok yaşamın gizemiyle baş başa bırakıyor bizi aslında. Aynı zamana ödüllü bir oyuncu da olan Robert Seethaler ile Türkçe…
Bugün alternatif müzik türleriyle birlikte Türkiye’de Rap müziğin de yükseldiğini ama Rap’in birkaç adım öne geçerek ana akıma oturduğunu söylemek en azından içinde bulunduğumuz süreç için pek de yanlış olmayacaktır. Bunun, başka bir yazının konusu olan pek çok nedeni var elbette ama burada bizim için önemli olan ikisi şunlar: Bu yükselişin ayak seslerini aslında 2000’lerin…
“İnsanların bu kadar uzakta yaşamasına izin verilmemeli,” demişti ön kapıda. “Dünyadan böyle saklanarak ne elde ediyorsunuz ki? Her şekilde sizi ele geçirir o.” (s.103) Kitaptan aldığım bu pasaj, Kafka’nın sözünü hatırlatıyor: “Dünyayla arandaki savaşımda, dünyanın yanında ol.” Parçası olduğumuz medeniyetin ve bugünün dünyasının akla ilk gelen bütün sorunlarının ilk sebebi bu iki alıntıda gizli belki:…
Distopyalar, ilk bakışta bize yalnızca “Çok uzak bir gelecekte belki olabilecek veya olması pek de mümkün olmayan” felaketleri anlatır gibi görünür. Bu önerme yakın geçmişte bir miktar doğru sayılabilirdi ama yirmi birinci yüzyılın daha ilk çeyreğini tüketmeden medeniyetimizin bizzat kendi eliyle getirdiği değişimlerin bir sonucu olarak distopyalar artık hemen yarın olabilecek şeyleri anlatabildiği gibi belki de çoktan bir…
“Otobüs hızla dolmuştu. İçinde bir şeyler yer değiştirdi ve ağlamaya başladı, bir çocuk ağlaması gibi değil ama daha masum, dünyaya sessizce isyan edercesine ağlıyordu, bir yetişkin gibi, usulca… Her şeyi kontrol altında tutmak isterken dünyanın yükünün ne olduğunu da anlamaya başlıyordu.” ( s.222) Özgür Topraklar‘ı okumayanlara nasıl anlatırım diye düşünerek ilerlerken bu paragrafta bir an…