fbpx
Kerem Yükseloğlu
            Söz konusu ilahi adalet, mahşer gününde zaten devreye girecekken, neden günahkar insanların o güne o kadar rahatça yaşamalarına müsaade etmezler anlamıyorum.              Ne olduysa, yaşadığım dairenin çatı katını temizleme fikrine kapılmamla oldu. Yaşadığım onca acı veren, rahatsız eden olaylar tekrardan canlandı gözümde ve bunların yineleneceğini…
Alkolik olmak, alkolik olarak mimlenmekten iyidir. Çünkü o zaman çevrenizden, şahsınıza itham edilen onca hakaret ve yakıştırmayı duyuyor –fakat sabaha unutuyor olursunuz. Ayık bir kafayla onları duyup, ayık bir kafayla yatağa yatıp ve aynı ayık kafayla onları kafanızda yargılayıp, birer birer cinayet planları yapmak oldukça ağır bir yüktü zayıf bünyem için. Doğruydu aslında… Uzunca bir…
“Yorgunum. Öyle, genel bir yorgunluk bu, birkaç saat uyuduktan sonra geçecek gibi olanlardan değil. Öyle olsaydı şimdiye çoktan zımba gibi biri olmuştum, çünkü yirmi dört saatten ibaret olan günün yirmi saatini yatakta geçiriyorum. Yatakta hiç iyi değilim. Kabuslar görüyorum. Onlara yeniliyorum, uyanıyorum –tekrar uyuyup tekrar yeniliyorum ve her seferinde daha da kötü yeniliyorum Beckett’ın aksine.…
Rüyalar cinayet işlemez, o cepte; fakat işletme ihtimali var…  Sıradan bir akşam yemeği sonrası, yatılan uykuda verilen devre aralarından biriydi. Sıradan bir akşam yemeğiydi, çünkü evlendiğim kadının daha önce hiçbir mutfak tecrübesi olmadığı için fastfood ile geçirdiğim her akşam, rutine dönüşmüştü benim için. Yemek yapamaz, bulaşık yıkayamaz, çay demleyemez –sadece oturur, kitap okur ve konuşurdu.…
Müşteki’nin ilk bölümü için TIKLA Her şey tam o konuşmanın ortasında başladı. Hiçbir sağlık problemi yoktu aslında. Koşarken tıkanıyordu ara sıra ama onu sebebi de içtiği sigaralardı. Başka bir şey değildi. Bana bir şeylerin ters gittiğini söyledi. Derken sandalyesinden kalkıp, odanın içinde kendini oradan oraya atmaya başladı. O andan itibaren kendimi kaybedip koşarak aileme haber…
(İşbu hikaye iki bölüm olup, ikinci bölümü 21 Eylül akşamı neşredilecektir.)) Araştırmacı Bay … M ’nin defterinden: “Soyları ta Osmanlı dönemine dayanan iki ailenin hikayesi, şu sıralar son derece ün kazanmıştı. Müşteki ve Arşın isimli bu köklü ailelerden, Müşteki olanı saray ressamı, Arşın olanı ise padişahın terzisiydi.  Adı sanat tarihi kitaplarında geçmeyen Müştekiler’in, fotoğraf gerçekliğine…
İşte o günlerde anlamıştım işlenenin, yaratılandan daha değerli olduğunu. Tanrı tarafından bize sunulmuş bir balık, insan tarafından bize sunulmuş bir cam fanustan daha değersizdi. “Şeytan işletmeci, İnsan müşteri…” Ticaret ve popüler kültür salgını üzerine söylenmiş güzel bir söz dizisi. Söz dizisi ifadesi ise son derece alengirli olduğu için cümle deyip geçmek en iyisi olabilir. Her…
Onun ölmesi, sadece bu hayatta kavuşabilmemizi güçleştirmişti. Bizi bekleyen koca bir cennet vardı ve o cennetin yolu da çalıştığım çağrı merkezinden geçiyordu. Düzeltmek gerekirse: Çalıştığım çağrı merkezinin çatısından. Cep telefonu icat edildiğinden beri günlüğüme yazdığım ilk kelime oldu bu. Cep telefonları piyasaya çıktığında henüz okuma yazma bilen bir birey olmadığım, günlük olarak yazdığım ilk satırlardı…
Ölüm korkusunu yenen insan, ölüme yeniliyordu. Tetanos aşısı olurken, göbeğine vurulan paslı iğneden tetanos kapmak gibi. Üzerimde, Zincire Vurulmuş Prometheus ’u bulalı ve beni bu çukurun içine tıkalı tam yirmi beş gün olmuştu. Yaşadıklarımı kısaca anlatacağım, gücüm yettiği kadar da tarif edeceğim. Anlatmakla tarif etmek, göstermekle temas ettirmek gibidir. Yediğin güzel bir yemeğin içindeki malzemeleri…