fbpx
Kerem Yükseloğlu
Sıra bana geldiğinde, “Katilime geçiş hakkı tanımıştım… Tanıdım yani. İstemeden” dedim ve anlatmaya başladım. Tabii sıra ona gelene kadar anlatmam gereken başka şeyler de var. Rutin bir toplantıydı. Cumartesi geceleri, sabahın ilk ışıklarına kadar bir evde toplanır ve aklımıza gelen her şeyi anlatırdık. Müzik dinler, şarkı söyler ve doya doya sigara içip oyunlar oynardık.  Bu…
Tuhaf bir adamla karşılaşmıştım. Hümeyra dinliyordu, zayıftı. Çok sigara içiyordu. Ayna karşısında kendimi seyrederken, önce yabancılaştım, sonra yok oldum. Saat on bir otuz. Her şey böyle başladı. Gördüğüm rüyayla. Her şey çok garipti. Yok olduğunu görmek, kaybolmak. İnsanın göz göre göre yok olmasını da tecrübe ettiğime göre yol alıp gitme vakti gelmiş demektir. Bu halde, olmayan bir adamken,…
Sahipsiz duygular, sahipsiz köpekler gibi barınağa kapatılır.  Yoğun bir savaş hâkimdir orada, hayatta kalması zordur. Aç bırakılır, dövülür ve bu şiddetin hıncını zayıf olanlardan alır diğerleri. Duygu Otel’in ismi de buradan geliyordu Yücel’e göre. Sahipsiz insanların kaldığı, köhne bir oteldi orası. Üç katlıydı, her katta dört oda vardı ve kalanların hepsi yatılıydı. Üç beş günlük…
Yoran ve yıpratan, hayatın son bulacağı değil; bunu düşünmekti. Küçük bekleyişler beraberinde büyük mucizeleri getirirmiş… Güne kulak çınlamasıyla başlamıştım. Kurt kapanına yakalanmış bir vampir gibiydim ayrıca. Hem acı çekiyordum hem de günün ışımasıyla hayata veda edecektim. Daha da kötüsü: Bir kurda yardım etmiş, tek bacağını kurtarmıştım. Dayanışma kavramına önem versem de bazı konularda yersiz olduğunu…
Patrick uyuyordu. *** Açık pencerelerden içeri sineklerin girdiği bir kentten bahsediyoruz. Hırsızlara ve güvercinlere yer yoktu burada. Işığı gören sinekler üşüşüyordu içeri. Günümüz dünyasından farkı, sinek kovanların olmayışıydı. Bugün hemen hemen her pencerenin ardında yer alan zehirler ve alarmlara kimse gerek duymuyordu. Sebebi güven değil, kimsesizlikti. Tembellik ve çalınacak kadar değerli bir şeyin olmayışıydı. Sokakları…
O yaşatmayı seviyordu, öldürmeyi değil. Yazılarımız yan yana geldiğinde; bir seri katille süper kahraman el ele tutuşuyordu.  Ailem ve çevrem tarafından sevilen biriydim. Yaptığım onca şeye rağmen beni desteklemeleri de bunun en büyük göstergesiydi. Birinin sizi desteklemesi tabii ki de sevildiğinizin kanıtı olamaz, fakat onlara verecek bir şeyimin olmayışı ve buna rağmen benimle sürekli paylaşabilecek…
Şehirden çok uzakta, bomboş bir yolun sağ şeridinde orta hızla ilerliyordu. Saati bozulduğu için, tahmin yürütebiliyordu sadece: Gece yarısıydı… Kendinden başka kimse olmadığı için, hız konusunda esnek davranabiliyordu. Rüzgar rahatsız ettiği zaman yavaşlıyor, zamana karşı yarıştığını düşündüğünde ise gaza basıyordu. Fren kullanmıyordu hiç. Karşısına ne bir geyik, ne de bir insan çıkmıştı yaklaşık bir buçuk…
Yirmi altı, yirmi yedi, yirmi sekiz, otuz ve diğerleri şeklinde devam eden kapı numaralarında, yirmi dokuz yoktu. Yaşımın olduğu kapı numarası yoksa, buradan çıkamazsın dedi bana. Yaklaşık on üç kere aramıştım. İlk beşinde cevap vermemiş, geri kalanında ise meşgule atmıştı. Ve bununla birlikte saatlerdir otobüs bekliyordum. Filozoflar günümüzde yaşasaydı, daha verimli olurlardı eminim. İnsan, soğuk…
Çalışmak kelimesi olumsuzluk göstergesidir. Çalışır vaziyetteki bir varlık, henüz bir kazanım elde etmemiştir. Kazanan kişi, durur ve dinlenir. Kazandığıyla övünür.  *Patronus büyüsü, Ruh Emiciler’den ve diğer karanlık yaratıklardan korunabilmek için yapılabilecek, saydam hayvan şeklinde oluşan bir büyü çeşididir. (Vikipedi) “Gördüğüm en güzel rüyanın bile sonunda tren raylarına bağlı buluyordum kendimi.”, babama dair aklımda kalan tek…