Kerem Yükseloğlu
Uzun yıllardır Orhan Karaoğlu’nun yanında çalışıyorum. Bana kattığı çok şey oldu. Nikâh şahidimdi hatta. Fakat Orhan Bey’in başına çok talihsiz bir olay geldi. Yaklaşık altı aydır oğlu Evren’den haber alınamıyordu. Her yerde arandı, tarandı hatta tüm dünya seferber oldu desem abartmış olmam fakat hiçbir sonuca ulaşılamadı. Orhan Bey günden güne gözümün önünde eriyordu. Vicdanı olan…
Michael Hauge’dan uyarlayarak çevirdiğimiz bu yazının orijinal başlığının doğrudan çevirisi “Hollywood Filmleri Basittir” idi. Ancak başlığı bu şekilde bıraksaydık yazının kapsamını, olduğundan daha sınırlı göstermek gibi bir risk doğacağını düşündük. “Ana akım filmler” demek istedik ancak bu da örneklem alanını daraltıyordu. Bu yüzden Hollywood filmlerinden örnekler verilse de bahsettiğimiz türdeki tüm filmlere işaret edeceğini düşündüğümüz…
Bazı cinayetler planlı bir şekilde vuku bulur. Bazılarıysa farkında olmadan işlenir. Tertemiz ciğerlere sahip bir dosta ikram edilen ilk sigara gibi. İçlerinden en kötüsüyse doğaçlama cinayetler. Fail; can çekişen maktulü kurtarmak için ambulans çağırmak ya da ona bir darbe daha vurmak arasında gidip gelirken, bazen de tanrının yahut Azrail’in, katillik sınavının sonuçlarını ilan etmesini bekler.…
Köy düğünleri daima neşelidir. Müzik, dans ve sabahlara kadar süren eğlenceyi gencinden yaşlısına herkes sever. Bu düğünlerin tatsız yanları da vardır tabi, buna değineceğim. Ayışığının  aydınlattığı bir köydü bizimkisi. Hayatta kalmak için yaşıyorduk sadece; karnımızı doyuracak kadar ekiyorduk, fazlasına gerek yoktu. Tek bir sokak lambası dahi yoktu köyde, sadece ayışığı aydınlatıyordu.  Hiçbir şehir ışığına değişmem…
Çağdaşlık ve modernizmin ivedi bir şekilde yürüdüğü yerkürede, atladığı yerler de vardı elbet. Zaman Seyyahı da, o yerlerden birinde hızla ilerlemekteydi. Hiçbir varlık, onun kat ettiği yolları kat etmez. Onun çektiği çileleri çekmez ve içinde bulunduğu yalnızlığın kenarından bile geçmek istemez. Dile kolay, ortalama yedi yüz gündür yollardaydı. Kah otostopla, kah bir traktörün arkasında ve…
“Ortam sesi zemine göre değişiyordu. Viyadükten geçerken yankılı, asfalttayken tok bir gürültüyle ilerliyordum. Teypte çalan Charlie Parker vites arttırdıkça ben de gaz pedalına yükleniyordum. Yol, gündüze nazaran boştu. Sürat yapmak aynı seviyede ölümcüldü. Ölümden âlâ tehlike var mı diye soracak olursan, inan o sırada düşünmemiştim. Sokak lambaları uzun pozlamada çekim yapan bir fotoğraf makinesinden çıkmışçasına…
“Onları öldüreceğimi söyledim, yine güldüler.” Bir panayırda soytarıydım. Geziciydik. Patronuma iyi bilet sattırırdı gösterilerim fakat beni hiç memnun etmezdi. İyi bir komedyen olmak için çıktığım sahnede, herkesi güldürmüştüm. Ne büyük başarıydı. Tebrikler, alkışlar ve hayran hayran seyreden güzel kadınlar. Final şovumdan sonra aldığım alkış esansında, bir sonraki gösteride kazanacaklarım geldi aklıma. Az önce de söylediğim gibi. Gerçekle, sahneden indiğimde, insanların hala bana…
Karşı komşumun çöpe ceset taşıdığı sırada evlenme teklifi ettim. Komşuma değil, bir başkasına. Kabul etti. Ne yüzük, ne şarap ne de takım elbise. Balkon, ayaz, komşu, ceset, ve o… Bir de kulağıma ara sıra fısıldayan bir ses vardı, “Sakin ol, kendine gel, olumlu… Daha olumlu,” diyordu bir reiki uzmanının fonda Enigma eşliğinde söylediği tekerlemeler gibi.…
“Olay, Dünya’da Geçiyordu” Birbiri ardına gelen ölüm haberleri yaşama dair umutları silip süpürüyordu. Küçük bir çocukken bu durumu kabullenmiş olmam oldukça garipti. Şu an reddediyor olmam çocukluk muydu ya da çocukken fazla mı olgun davranmıştım bilmiyorum. Her an, her saniye veda edecek gibi hissediyorum. Dünyanın sonuna on dokuz dakika kalmıştı. Takriben tabii ki, tam tepemizden…