fbpx
Damla Orhan
“Ben bu tarafa nasıl geçtim?” Sesimin çıktığından emin değildim ama adam duymuştu: “Tanrı göz kırptı ve kirpiği havalandı. Yine görüşeceğiz. Orada seni bekliyor olacağım.” Karşıdan karşıya geçerken yerin altına inen bir merdiven önümü kesti Merdivenin başında kara kedi vardı Üç adım geri gidecekken bir adam belirdi arkamda “İlerle. Yunanistan’a gidiyorsun.”  Merdiven ayaklarımın önüne hızlıca yaklaştı,…
Şarj cihazının kablosunu kitaba vuruyordu. Çıkan ses odada yankılanmaktan ziyade beyin kıvrımlarındaki kayaları parçalara bölüyordu. Birkaç dakika önce bitirdiği tabloya bakarken onu niçin yapmış olduğunu çözemiyor, tablo içinde tabloların matruşka gibi küçülmesinin ne anlama geldiğini bilmiyordu. Neden yapmıştı bunu? Ressam değildi, fırçayı bile tersten tutup öyle çizmişti. Rahatlamak yerine huzursuzluk duyuyordu. Tuvali camdan atmaya kalksa…
Yalnız bırakın beni! Gidin! Gidin savaşın siz, Heykelleri verin bana Anlamazsınız taşların dillerinden, kırılırlar Kırarsınız onları, Susun! Tapmayın hiçbirine Tanrı değil onlar! Koruyun sadece, Şişt kırılgan onlar, kırmayın!   Gidin kan için siz, Beni bırakın! Yamalı paltomdan sızan yaşanmışlıklarla doyarım, Aç çocukları, kedileri, köpekleri bile beslerim, Onları da bırakın bana Onları verin bana! Çocukların hayvanlara…
İçim, kapısında “her canlı ölümü tadacaktır” yazan mezarlık gibiydi, Ölüler çoğalıyor ve ben canlı olarak ölümü tadıyordum… Küçükken Allah baba vardı, Kızdığında taş yapan yemeğini yediğinde seni seven. O evde de Allah baba yaşıyordu, Buz gibi duvarlarından korkmamak için dualar bilmek gerekiyordu Arapça kelimelerden boyum kadar ipler yapmak ve onları Allah’a tutturmak gerekiyordu Korkuyordum, Çünkü…
KalemKahveKlavye yazarlarının müstakil eserler serisi Damla Orhan imzasıyla yayımlanan Ayraçsız ile devam ediyor. KalemKahveKlavye Dergi‘nin yayımlanmadığı bazı dönemlerde, KKK yazarlarının bazı müstakil metinlerini basacağız demiştik. Geçen sonbahar Akıl Destek Ünitesi ile başlayan serinin ikincisi de artık raflarda. Damla Orhan​ imzalı “Ayraçsız​” “mensur şiir” denilen, daha Türkçesiyle, düz yazı ile şiir arasında karanlık ve lirik bir…
O gün uyandım ve her gün yaptığım gibi kettle’daki sıcak suyla çayı demledim. Tezgahta duran zeytini peynire batırıp ağzıma attım. Ayten henüz gelmemişti, sanırım parasını vermediğim için bana kızmıştı. Radyoyu açtım. Bir adam hikâye okuyordu, sesi çok hoştu. Zaten hep sesi tok olan adamları sevmişimdir. Onlara şiir okutmaktan keyif alırım… Çayın kokusu burnuma geldiğinde akşamdan…
Onların sadece ağızlarını kıpırdatacakları günü bekliyorum Seslerini duymadan dinleyeceğim ve asla merdiven olmayacak! Kendimi çıkarıp portmantoya asmak istedim, Olmadı… Boyum yetişseydi asardım Yıldızlar alçak olsaydı da asardım Asamadım… Işıkları açmadan koltuğa oturdum; Demin bir kadının ölüşüne şahit oldum Gözlerim hep açık kalmalıydı Ve ben… Mutlu ya da mutsuz hiçbir insan tanımamalıyım Tek kelime edilmesin Tanıdığım…
Senin adın Nazım değil diyor kadın Evet, mezarına gidip, mezar taşını söküp kapıma çakmalıyım diyorum Öldürüyormuşum kendimi öyle diyor çekyattaki kadın Çok okuyorsun yapma diyor, biraz, biraz konuş diyor Ağzımı açıyorum o vakit Ağzımdan okuduklarım çıkıyor Benim olmayan, başkasına ait olan cümleler “Seni öteye götüreceğim…” diyorum Bir kelime eksik Attilâ İlhan’a rezil oluyorum Kadın rezilliğimden…
 Etim de kemiğim de Tanrı’da Beni yaratmasını istemiyorum! İşte bu sessizliğin içimde piyano çalıyor Kendimin içine giriyorum; İki kapının sağından giriyorum Saçlarımı beyaz iple topluyorum yürürken Fısıltılar duyuyorum Hiçbirinin sureti yok, adları çok! Yüksek sesle konuşmak yasak Çünkü susuyorsun… Öyle bir susuyorsun ki karşımda Ayakkabılarımı çıkarıp ilerliyorum Bastığım yeri görmüyorum Daha derine daha ileriye Benim…